Category Archives: YAZILARIM

YASİN ASMA kimdir? (kitabının önsözünden)

YASİN ASMA kimdir?
Yasin Asma 1971 yılında Mardin’in Midyat ilçesine bağlı şirin bir köy olan
“Yolbaşı” köyünde Dünya’ya geldi.

2-3 yaşından sonra babasının İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda işe gir-
di. 1974’te İskenderun’a yerleşti. Yasin Asma tüm çocukluk ve olgunlaşma

süreci olarak ifade ettiği gelişim sürecini 2005 yılına kadar İskenderun’da geçirmiştir.
İlk ve orta öğrenimini İskenderun Cumhuriyet Lisesi’nde gördü.
Okul bittikten sonra Uluslararası Ham Petrol Taşımacılığı, Toplu Taşıma, Sebze Meyvecilik

(Ortadoğu Sebze Meyvecilik), Adana Sebze Hali’nde Muzculuk İnşaat Sektörü’nde formen-
lik, Adana’da Reklam ve Tanıtım (AXA REKLAM) gibi çeşitli sektörlerde iş yapmıştır. Bu

işlerin ardından sonra klasik İslami medrese eğitimi alarak düşünce dünyasını genişletme
ve Mustafa İslamoğlu, Atasoy Müftüoğlu, Ali Şeriati, Hamza Türkmen, Rıdvan Kaya gibi
isimlerin eserlerinden ve düşüncelerinden faydalanmaya çalışmıştır.

Mardin ve İskenderun’da hemen herkes tarafından bilinen kanaat önderi olan babası Mol-
la Yusuf Asma’nın İskenderun’da Güzel Dere Camisi’nin imamlığını yaptığı sırada Yasin

Asma bu düşünce okuma yıllarında gönüllü olarak babası ile birlikte camide hutbeler oku-
yup hatiplik ve müezzinlik yapmıştır. 2005 yılında AXA reklam firmasını kurmak üzere

Adana’ya yerleşip, Adana ve çevresinde çeşitli çalışmalar yapmıştır.
2012 yılında her şeyin çok iyi gittiği sırada ansızın sol ayak topuğundaki hafif güç kaybı
Yasin Asma’yı hastahane koridorlarının müdavimi ve tanıdığı bir siması haline getirmiştir.

Çünkü teşhisi uzun süren, yorucu, sıkıcı, uzun gözleme dayalı, insanı ürküten, adeta “be-
şikteki bebelerin saçlarını ağartan” ve insanoğlunun yıllarca uykularını kaçırıp uzun yıllar

geceleri uyutmayacak olan ALS hastalığı ile tanışmış ve internetten edindiği bilgiye göre
kısa bir süreç içerisinde bütün hareket kabiliyetini yitirecek, bu da yetmezmiş gibi ciğer ve

diyafram iflas edip akabinde nefes alabilmesi için boğazına bir delik açılacak, konuşamaya-
cak, yemek yiyemeyecek, boynunu tutamayacak, yani hayati fonksiyonlarını büyük oranda

kaybederek sadece gözlerini oynatabilecekti.
Hastalığının ilerleyen süreçlerinde Yasin Asma, hastalığına karşı oldukça dirençle yaklaştı

ve gözlerini oynatabildiği için Allah’a şükretti ve insanları sahip oldukları “gerçek zengin-
liğin” farkına varması için uyarı, telkin ve tavsiyelerde bulundu. Yasin Asma hastalığın in-
sana kattıkları ve insanı olgunlaştırıcı yönü olduğuna inandığından birçok ALS hastasında

olduğu gibi yıkımın boyutu o kadar ileri derecede ol(a)madı. Bir çok ALS hastası teşhisin

konmasından birkaç ay sonra vefat ediyor olmasına rağmen Yasin Asma, gücünü ve meta-
neti koruyarak “Allah var gam yok” diyordu.

ALS hastalarının ve genel olarak engellilerin sorunlarına çözüm üretmek amacıyla 2018’de

27. dönem Ak Parti Milletvekili olmak için adaylığını koymuş, bu minvalde dönemin cum-
hurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş, fakat sağlık sorunları sebebi ile süreci ta-
mamlayamamıştır.

Yasin Asma şu anda 9 yıllık ALS hastası olarak kıpır kıpır dolu dolu mutlu bir yaşam sü-
rüyor. Müz-san (Müzisyen ve Sanatçılar Federasyonu) onursal başkanlığını yürüten Yasin

Asma gazetelerde köşe yazıları makaleler kaleme alıyor, kitaplar yazıyor ve sosyal sorum-
luluklar üstleniyor. Sosyal medyayı etkin bir biçimde kullanıyor. Memleket meselelerine

bile el atıyor. Hiçbir hareket kabiliyeti olmadığı halde kendi alanıyla ilgili reklam, tanıtım
ve grafik çalışmaları yapmaya devam eden Yasin Asma, özel donanımlı göz bilgisayarı ile
grafik çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
Yasin Asma evli ve 4 çocuk babasıdır.

AKPARTİ SÜRECİ ve YASİN ASMA

MİLLETVEKİLİ olup
Sn Başkanın Bana HEDIYE ETTIĞI ARACI ALSAYDIM.!
BU YAZILARI yinede YAZARMIYDIN.!
.
SORU: Abdurrahim Göksu
“Selamunaleykum Yasin Ağabey
Allah’ın Rahmeti ve Bereketi üzerinizde olsun
Rabbim Şafi ismiyle size Şifa versin.
.
Yorumlarınızda bilgi kitap dostu olmayanlar yorum yapıp beni yormasın bozarım demişsiniz. Ben kitaplarla fazla haşir neşir değilim malumunuz Tır Şöföruyum lakin Türkiye’nin her bir karış toprağını ve birkaç ülkeyi gezmiş görmüş bozulma tehlikesini göze almış biri olarak düşüncelerimi aktarmadan duramayacağım.
.
Evvela maksadımın sizi yormak veya üzmek olmadığını belirtmek isterim. Sizin düşüncelerinizin bir kısmına katılmakla beraber karşı çıktığım düşüncelerinizin olduğunu belirtmeliyim..
.
Mesela devletin yasalarıyla kurulmuş BDDK denetimi altında bulunan Bankasya’da hayatı boyunca bir sefer parasını yatırmış veya çalıştığı yerden maaşının yatması için hesap açmış bir garibanın ve altı ibadet diye tabir ettikleri gariban kısmının mağduriyetini ve Fetö siyasi ayağına ilişilmemesine bende karşı çıkıyor ve eleştiriyorum bu konuda hemfikiriz.
.
Lakin yöneticilerin bir kısmı hakkındaki düşüncelerine katılmıyorum Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi Başbakanımız Binali Yıldırım, Numan Kurtulmuş gibi bu isimleri çoğaltabiliriz bunlar daha önce iş tuttukları ortaklık kurdukları feto terör çetesinin asıl niyetlerini farkedip bunların Devlete Hükümete ve topyekun Türk milletine zarar vereceklerini öğrenip ortaklıklarını bitirip nasuh bir tövbe edip dönüp bunlara karşı cephe açarak bunlarla mücadele ediyor olamazlar mı ben böyle olduğunu düşünüyorum.
.
Bir an için şöyle varsayalım sizin önceden tanıdığınız güvendiğiniz dost addettiğiniz biriyle ortaklık kurdunuz bir süre sonra baktınızki güvendiğiniz dost olarak gördüğünüz kişi size karşı dürüst davranmıyor ortaklığınıza ihanet ediyor size ailenize ve çevrenize zarar veriyor siz bununla ortaklığınızı bitirip bir daha size ailenize ve çevrenize zarar vermemek için mücadelemi edersiniz yoksa ortaklığınızı mı devam ettirirsiniz? Bunu böyle düşünmek lazım diye düşünüyorum.
.
Birde samimiyetinize güvenerek samimi bir cevap vereceğinize inandığım şu soruyu sormak istiyorum aday adaylığı sürecinde öğrendim dedikleriniz aday gösterilseydiniz veya size vaadedilen verilmeyen araba size verilseydi yinede adaylığı elinizin tersiyle itip öğrendiklerinizi ifşa yoluna gidermeydiniz?
Allah’a emanet olunuz.
<3 <3 <3 🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂🙂
———————————————————————-
EL CEVAP
.
GÜZEL BIR YAZı, YORUM OLDUĞUNU SÖYLEMELIYIM. KİTAP OKUDUĞUNUZ Aşikâr (Kainat, insan kitabı.!)
.
Sevgili Abdurrahim Göksu
Seninle ve TANKERCİ ARKADAŞ GRUBUMUZLA
Çok güzel GünlerimiZ, ANILARIMIZ oldu.! Hayırla yadediyorum.! ..
.
Karakter olarak iyi HATIRLAYACAĞIN yapımdan Özürdileyerek sözettikten Sonra
KONUYU BAĞLAYACAĞIM inşallah.
.
2002 IRAK İŞGALİ öncesiydi.
Ben 72 DE 504 plakalı MERCEDES (BARAN-BAGER) TANKERİMLE Senin ve çok eğlenceli Arkadaşların içinde olduğu güzel KÖYLÜ GRUBUMUZ Vardı. ..
.
Yapı olarak yaradılıştan gelen ASİ, AYKIRI bir yapım var galiba ve sanırım Birazda GENETİK (ailesel) .
IRAK Devletininde, hukukun keyfi ve güçlüden yana işleyen bir REJİM ile yönetildiğini Hepimiz Biliyoruz.
.
Yanımda Kitaplarla gezer kemer altına gizlerdim Çünkü IRAKLI askerler kitapların “AHLAKSıZ PORNOGRAFI” içerikli olduğunu düşünerek EL KOYUYOR geri alamıyorduk.
Bu kitapların Çoğu YASAKLI, SAKINCALI KİTAPLARDI, Örneğin: İMAM RUHULLAH HUMEYNI, MUTAHHARI, ŞERİATİ, MUSTAFA ÇAMRAN’ıN KİTAPLARI VB
.
Bir gün mutahhari’nin “DEVRİM ve KARŞI DEVRIM” kitabını Yeni bitirmiş ve İRAN-IRAK savaşıyla ilgili muhteşem bilgiler edinilmiştim. IRAK’A Daha 2. Seferde olduğumuz halde
BİR RÜTBELI İle IRAN-IRAK savaşında IRAK’ıN HAKSIZLIĞINI ve İMAM HUMEYNI’nin IRAK HALKıNA SESLENİŞİNİ ANLATIP propaganda yapıyordum.
Çünkü savaş nedeni olan ŞATTÜL ARAB NEHRI’NIN İRAN’A AİT olduğuna kalben inanıyordum.!
.
RÜTBELI BENİ HAYRETLER IÇERISINDE DİNLİYORDU.! Hayretler içerisinde olmasının Nedeni BİLGİLER DEĞIL, BUNLARı KONUŞMAYA NASıL CÜRET ETTIĞIMDİR.!
.
Ben konuştukça YANIMDA bulunan MESUT AKBAŞ beni durmadan DÜRTÜYOR Yerel dilimiz arapça-mıhallemice “oğlum Bizi zindana atarlar 30 YIL GÜNEŞ YÜZÜ GÖRMEDEN ORACIKTA ÖLÜRÜZDE KİMSENİN HABERİ BİLE OLMAZ” diyerek Sürekli dürtüp uyarıyordu.!

.
Finalde şu oldu: Galiba adam Biraz Samimi ve saf olduğuma inanarak MESUT’A KAŞ GÖZ işareti ile BENİ GÖTÜRMESİ VE BU KONULARDA KONUŞMAMAMI Çok tehlikeli olduğunu söyledi. Halbuki tehlikeli olduğunu Gayet iyi Biliyorum. Asi, aykırı, sakıncalı oluşumun Getirdiği bir SİVRİLİK ve HIRÇINLIKTI GALİBA
Birde Heyecanlı, Ateşli Bir yapım Vardı.!
.
Başka bir gün KÜRT KARDEŞLERİN (şeyh hasan köyü, cizre) GRUBU İLE KÖYLÜ GRUBUNDAN ÖNCE Onlarla birlikteydim Çünkü ORTAĞIMIZ Seyyit HIFZULLAH (bajırman) bu grup ile hareket etmemi istiyordu.
Bu grup Çok Tecrübeli ve tüm boşlukları Biliyor,
herkesten Daha fazla HAM PETROL VE MAZOT ÇIKARIYORDUK.!
.
Bu Grup ile birlikte iken
Aniden gelen bir haberle Etrafta Bir TELAŞ ve HAREKETLİLİK BAŞLADı.!
Arkadaşlar KÜRTÇE KONUŞUYOR az biraz anlıyorum ama tedirginlikten KONUŞMALAR TİTREK VE kaygılı bu yüzden anlaşılmıyor.!
.
FAYSAL VE NEDİM ve HEMMED ŞERİF İle Daha Fazla samimiyetim Vardı.! Şerif en Kıdemli vve GRUP BAŞI, LİDERİYDİ ve beni Fazla severdi.
Çağırdım ve HAYIRDIR HEMMED ŞERİF NE BU TELAŞINIZ.! ?
.
Birbirlerinin Yüzüne bakarak BANA SÖYLEYİP SÖYLEMEME KONUSUNDA Fikir alışverişi yaptılar. .
.
Şerif Yanıma Geldi
– Yasin Birazdan BİZE BIR MİSAFİR GELECEK O AN SEN BURDA OLMAMALISIN!
.
– HEMMED ŞERİF Burası MUSUL ne Misafiri.! .
.
– Açıklama Yapmasan Gruptan Şimdi çıkarım (arap olduğum için IRAK’ıN EN SIKINTILI KAPISI olan “FAYDA KAPISINDA” Onlara Çok yardımcı oluyordum.
Bazen öyle durumlar oluyorduki; SORGUSUZ SUALSIZ TANKERE EL KOYUYORLAR.! soruda soramıyorsunuz.!
Arkanıza bakmadan Başka bir TANKERE atlayıp geliyorsunuz.!
Benim o kapıda “HAYRİ”idi ADLI bir arkadaşım vardı.!
Bundan Dolayı Şerif meseleyi bana söylemek zorunda kaldı.!
.
– YASIN Şimdi Gelecek olan ekip IRAK PKK sının
Önemli Bir ekibi Bunlar BÜYÜK TAHSİLAT YAPAN BIR EKİP BİZDEN YÜKLÜ BAĞIŞ İSTİYORLAR
YAKLAŞIK BİR TANKER PARASI 😮
– EEE NAPICAKSINIZ VERECEKMİSİNİZ.!
.
– BAŞKA SEÇENEK YOK,
GRUP ve iyi gelirli Bir Grup olduğumuzu Biliyorlar.!
Faraza vermesek ZAHO’da (ırak Kürdistanı)
1-2-3 TANKERİMİZİ YAKARLAR.!
.
– GELİYORLAR.! 7 KİŞİLİK BİR EKİP
– Yasin sen burda kal.!
– söz oturacağım. İZNİNİZLE Bir iki cümle kuracağım biriniz
-tercüme edin.!
– olmaz kim bu ne işi var.! Diye Sorar.!
– Abi Kesinlikle konuşmak istiyorum ve sizi zor durumda bırakmam.!
——————————————————————–
Not: ARKADAŞLAR konuşmama GÜVENİYORLAR.!
çünkü Batman’a Boşaltım yapmaya gittiğimizde SİGORTASI BİTMİŞ 2 araca JANDARMA KONTROL NOKTASıNDA CEZA KESECEKKEN KOMUTANıN BİRİ KONUŞMAMDAN FARKLI BİR YERDEN olduğumu anladı.!
Çay içtik ve CEZA KESMEDİ.!
Sonuç konuşmama izin çıktı.!
——————————————————————–
Ortada korunan en etkili kişi olan “YUSUF” İle konuşup NEDEN KENDİ HALKLARıNA BU ŞEKİLDE BASKI YAPTIKLARINI SORDUM.!
ÇOĞU Soruma pis pis gülerek Cevap verdi.!
Halkçılığı bir olmayı İSLAM ÜMMETI ÖRNEKLIĞI ile anlattım.!
IRAK PKK sorumlusu itici YUSUF’a. Zulmettiklerini dolaylı Olarak anlattım.!
.
ŞİMDİ BUNU NİÇİN ANLATTIM.?
KONUYU BAĞLIYORUM İNŞALLAH.
BEN AYKIRI, ASİ KİŞİLİK ve KARAKTER yapımla
Gittiğim yer MECLİS OLSA ,
.
Sayın Başkanın TALİHSİZLİK olarak değerlendirdiğim
ARAÇ HEDIYESINİ ALSAYDIM.! KUVVETE MUHTEMEL HUYUMUN, MİZACIMIN, DEĞİŞECEĞİNİ SANMIYORUM.!
CAN çıkar HUY çıkmaz sözü Önemli olsa gerek.!
.
insanoğlu Tabiki zayıf ve zaaflar ile donatılmıştır.
GAİB’E (ĞAYBA) MÜTTALİ OLMADIĞIMIZ İçin MUTLAK Bir HÜKÜM vermenin Doğru OLMADIĞINI düşlüyorum.
.
BU DUYGULARLA DEĞERLI zamanınızı ayırıp DÜŞÜNCELERIMI aktarmama Fırsat veren
Kıymetli yorumu ve yazısıyla YOL AÇAN kadim DOSTUM Abdurrahim Göksu Kardeşim başta olmak üzere Hepinize en kalbi muhabbetlerimi Selâm ve dualarımı iletiyorum.!
.
Saygılarımla

 

ADALET ANLAYIŞIM v insana Verdiğim değer hakkında —– <3

Babam Molla Yusuf Çevresinde Hatrı Sayılan Klasik Bir Hocaydı
Allah rahmet eylesin (1946 ♾️ 2009)
Çok Sempatik olmasının Yanında TATLI – ASABİ YÖNÜ VARDI Fakat Hemen herkes babamın mizacını bilir, tersine gitmez ona göre davranırdı. Nadiren Tartışma, münakaşa olurdu.! Ben Babama “DERE CAMİSİNDE” Müezzinlik v Hatiplik yapardım. Babam (r.a- allah ondan razı olsun) namaz kıldırırdı. SERT HUTBELERİMİ tepki vermeyişinden BEĞENDiĞİNi anlardım.!
Bazen Kendi yaşıtlarına ufak bir hatalarında çatar ibadet Konusunda eksik v yanlışlarını Yüzlerine vurup bazen kırıcı olur Bazen kavgaya dönüşünce abim v ben Babamdan habersiz kavga ettiği kişiye Küçük bir hediye ile gidip Gönlünü alır, özürdileyip Böylece işi tatlıya bağlardık. Babama da Saygılı Bir üslup ile kızardık (Tabiki o modda olduğu zaman) 🙃😁
işte Bizim yetişme Tarzımız, Adalet anlayışımız v insan ilişkilerimiz budur.
 
Bugünkü toplumda bu erdemlerin kaybolmaya yüz tuttuğu v ürkütücü bBir yokoluşa Doğru evrildiğimizi kahırla izliyorum. İnsanlar vefasız hayırsız Kıymet bilmez, insan ilişkileri diye bir şey Zaten yok. Olabildiğince menfaatçi GÜCÜNÜZÜ, NÜFÜZUNUZU, ETKİNİZİ Bir şekilde kullanmak için kısa, orta v uzun vadede planlar yapar Sizi bu bağlamda Başüstüne koyup korumaya kollamaya başlar. Bir zaaf, Bir hata, Bir gaflet ile veya haklı bir tavrınız nedeniyle bir şekilde GÜCÜNÜZÜ ETKİNİZİ NUFUZUNUZU KAYBETMEYE BAŞLAYINCA size Gösterilen o Saygı Sevgi ilginin kaybolmaya başlayıp Bir süre sonra Saygısızlık terbiyesizlik ile karşı karşıya kaldığınızı görürsünüz.
 
Faraza Bir milletvekili olmanız durumunda (Çok özürdilerim) şahsi WC nizi kim Daha temiz yıkar yarışına girme potansiyeli taşıyanların gücünüzü kaybettikten Sonra yaşadığınız ciddi sıkıntılar nedeniyle Üstelik Meselelerden haberdar oldukları halde “dilsiz şeytan” olmayı bırakın üstüne koyup size karşı söylem geliştirmeyi, An’ın güçlülerine yaranıp yağ çekerek size “alo hecci Abi Selâmaleyküm Nasılsın Rabbim aranıza hayrı koysun” bile taraflı olmadan Bir hayır duasında bulunmayı Bir hoşgeldin Nasılsın ziyaretinde Normal bir insan davranışı görmeyince Kendi kendinize VAY BEEE dediğinizi farkedersiniz. ne diyeyim ALLAH’ıN GÜNLERI ÇOKTUR.
HER İNSAN ENGELLİ ADAYIDIR.! ” Lütfen insan kalınız.!
Saygılarımla —– <3

İRAN ABD’yi KALBİNDEN VURDU.! OPERASYONUN KOD ADI: “YA ZEHRA” 

OPERASYONUN KOD ADI: “YA ZEHRA” 
IRAK’Lı BACILARIMIZI KİRLETEN CONİ’ler Sığınaklarda “ECEL TERLERI” Döküyor. ALLAH’ım Müslümanları birbirlerine karşı değiiiiil,
KÜFRE KARŞI TEK ÜMMET OLMAYI NASİB ET v Onları MUZAFFER EYLE.!
Imam Ruhullah KHUMEYNIYE aziz RUHUNA SELAM OLSUN 
“Mektebinde ŞEHADET olan bir milletin ESARETİ OLAMAZ” (Imam Ruhullah KHUMEYNİ) Ümmetin Gafletiyle Oluk Oluk akan Ümmetin kanı Dursun Ya Rabbim ☝️☝️☝️ Allahümme amin

Kim milyoner olmak ister.!

” KİM MİLYONER OLMAK İSTER ! ? “
Yasin Asma

GERÇEK ZENGİNLİK

Rahat nefes alabildiği ve hiç bir sağlık sorunun olmadığı halde, sahip olduğu “GERÇEK ZENGİNLİĞİN” farkında ol(a)mayıp, hayattan abartılı bir şekilde şikayetçi olanlara eyvahlar olsun.

“Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (Yunus Suresi, 24)

Atalarımız şöyle demiştir:

“Kaybetmeden kıymet bilinmez”

Ayrıca Peygamber Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuştur: “Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet bilip değerlendir: İHTİYARLIK GELİP ÇATMADAN EVVEL GENÇLİĞİN,
HASTALIKTAN EVVEL SIHHATİN, FAKİR DÜŞMEDEN EVVEL VARLIKLI OLMANIN,
MEŞGULİYETTEN EVVEL BOŞ ZAMANIN VE ÖLÜM GELMEDEN EVVEL HAYATIN KIYMETİNİ BİL VE BUNLARIN HAKKINI VER!”
(Hâkim, Müstedrek)

Adana’da az veya çok islami hassasiyete sahip hemen herkesin tanıdığı bir arkadaşım bir gün beni ofisimde ziyaret ettiği sırada içinde bulunmuş olduğu ekonomik sıkıntısını dile getirirken şöyle bir ifade kullandı: “İçinde bulunduğum bu maddi sorunlardan dolayı BÖBREĞİMİ SATACAĞIM

“Bu konuda  ne diyorsun” dedi.

Benim de kendisine verdiğim cevap şu oldu;

SEN SANA AİT OLAN BİR ŞEYİ SATABİLİRSİN. SANA AİT OLMAYAN BİR ŞEYİ SATAMAZSIN“.

Neredeyse hayatının tamamını iki yakayı bir araya getirmekle uğraşan bu kardeşin kendisine verilen ” GERÇEK ZENGİNLİĞİN ” farkında olmayıp bir anlık gaflet ile bu sözü söylediğine inanıyorum.

Bu girişten sonra Siz değerli arkadaşlarım ve bu sitenin  müdavimleri ile benim sağlık durumunu ve hastalığımın seyri ile ilgili son durumu paylaşacağım ve BENİM DURUMUMDAN DERS ve İBRET ALIP HAYATA DAHA POZİTİF BİR GÖZLE BAKMANIZI SAĞLAMAYA ÇALIŞACAĞIM. 

Çünkü şuna inanıyorum ki Rabbim Allah  azze vecelle tarafından bende sizin için ders ve ibret alacağınız “AYETLER” olduğuna inanıyorum.

Siz bana bakarak hayata daha pozitif ve müspet bir bakış açısı ile daha güzel, sorumlu ve nimetlerin kıymetini bilen bir yaşam süreceğinize inanıyorum.

Bu fakir şu anda okumakta olduğunuz bu yazıyı çok zor şartlarda 1 kelimeyi anlaşılana kadar defalarca tekrarlamak sureti ile buda yeterli olmayınca karşıma geçip benim için özel olarak hazırlanan harf tablosundan tek tek harfleri göstererek kelimeyi böylece adeta kan ter içinde kalarak tamamlaya biliyoruz.

Bu harf tablosunu şu anda çok yoğun kullanmasam da ileride sadece bu tablo sayesinde iletişim kurup derdimi anlatabileceğim.

Bu fakir 5 yıldır dünyada çaresi, tedavisi olmayan ALS HASTALIĞI ve MOTOR NÖRON olarak ta bilinen illet hastalık ile mücadele ediyor.

Hastalığımın son durumu şu şekildedir.

EL ve AYAKLARIMI hiç bir şekilde KULLANAMIYORUM.

Hatta kullanmak bir yana üzerime konan sineği kovmaktan aciz bir vaziyette hareket kabiliyetimi tamamen yitirmiş durumdayım.

Bu fakir;

NEFES ALIP VEREMİYOR

Bunu solunum cihazı ile boğazıma açılmış olan delik aracılığıyla suni olarak  sağlamaktayım.

Bu fakir; 

YEMEK YİYEMİYOR 

göbeğimin hemen altında açılmış olan PEG deliği sayesinde şırınga (enjektör) ile mama vererek besleniyorum. Beslenmeme engel olan; dilimdeki ve yutak kısmındaki kasların erimesi ve bundan  dolayı yemek yeme eylemini yapamıyorum.

Bu fakir;

KONUŞAMIYOR.

Şu anda bazı kelimelerin anlaşılabilmesi için çok çaba sarfediyorum ve olağanüstü bir efor sarfediyorum. Buna neden olan diyafram yetersizliği ve dilimdeki kasların erimesi sorunudur.

Bu fakir;

KOKU ALAMIYOR. 

Buna neden olan şeyin anlayabildiğimiz kadarıyla kendim nefes alıp veremediğim için solunum cihazından dolayı koku alma yeteneğini kaybetmiş durumdayım. 

Bu fakir;

AĞLAYAMIYOR. 

Ağladığım sırada GÖZYAŞLARIMIN ACI ve YAKICI olması nedeniyle ayrıca diyafram olmadığı için ağlama sırasında yeterli solunumu sağlamak zor olduğu için kısıtlı da olsa ağlayınca cihaz sürekli uyarı veriyor. 

Bu nedenle ağlamaya göz yaşımın yakıcı olduğundan dolayı son vermek zorunda kalıyorum. 

Bu fakir;

GÜLEMİYOR. 

Ağız içindeki kaslar erimiş olmasından ve yeterli diyafram olmayışından ayrıca çenemin kaymış olmasından dolayı gülme eylemini gerçekleştiremiyorum.

Sevincimi yüzüme yansıtamıyor sadece tebessüm ediyorum.  

Bu fakir;

UYUYAMIYOR 

Boğazım yeni delindiği sırada yoğun bakımda yatarken bir gün Prof. Dr. Şebnem hocam eşime “uzun bir Zaman geceleri uyuyamayacak” diye söylemişti. 

Bunda hastalığın kendi etkisi ayrıca psikolojik durumun da etkisinin olduğunu söylemek mümkündür.

Ayrıca her gece “cennetim” olan ANNEM ile birlikte sabaha kadar uyu(ya)madan türlü zorluklar içinde sabahlıyoruz.

Ve her sabah sabahlayabildiğimiz için RABBİMİZE HAMD EDİYORUZ.

Çünkü gece geçirdiğimiz zaman içerisinde acil durumlar için çocuklarımı kaldırıp birtakım müdahaleler yaptıktan sonra kısmen rahatlayıp geceye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bulunmaz ve tarif edilemez bir nimet olan uykuyu uyuyabilmek için doktorların bana verdiği ilaçları siz sevgili dostlarım bir doz alsa 3 gün kendine gelemez.

Fakat ne yazık ki bu ilaçları aldığım halde 1 saat bile uyuyamıyorum.

Umarım uykunun ne kadar önemli bir nimet olduğunun şuurundasınızdır.

SADECE BİR GECE UYUYABİLMEM İÇİN NELERİMİ VERMEZDİM Kİ…!!!

Bu fakirin;

AĞZI AKIYOR 

Ağız içindeki tükürük kasları eridiğinden ağız içinden ve burundan gelen akıntıya engel olunamamaktadır.

Bu fakir;

OTURAMIYOR

vücuttaki kaslar eridiğinden dolayı uzun süreli oturuşlarda kalça kemiğinin baskısından dolayı ciddi sıkıntılar oluşmaktadır.

bundan dolayı sık sık pozisyon değiştirmek durumunda kalıyoruz.

Bu fakir;

BOYNUNU TUTAMIYOR 

Vücudun tamamında olduğu gibi boyun kısmınında dik durmasını sağlayan kasların erimesinden dolayı hastalığın ileri derecedeki aşamasını gösteren boyun düşmesi oldukça ciddi sıkıntılar yaratıyor.

Tüm bu sıkıntıları alt alta, üst üste, yanyana koyduğumuzda öyle bir manzara çıkıyorki o manzarayı şu  şekilde ifade etmek istiyorum

NE ENGELLİ Sİ KARDEŞİM  BİZ ENGELLİ YADA ( arızalı bir ifade ile ) ÖZÜRLÜ DEĞİLİZ KARDEŞİM BEN ve BENİM GİBİ ALS HASTALARI HASBELKADER “YAŞAYAN ÖLÜLERİZ” be kardeşim

Umarim bu fakirin derdini ve sıkıntılarını okuduktan sonra sahip olduğunuz  ” GERÇEK ZENGİNLİĞİN ” farkına vararak bu zenginliğin şükrünü eda etme noktasında çok iyi bir hisse almışsınızdır. Şayet bu zenginliğin farkına var(a)mayarak ufak tefek maddi veya manevi sıkıntılardan dolayı hayatı yaşanmaz bir hal alıp bu durumu çevresine yansıtan bir insansanız size  seslenmek istiyorum.

Yukarıda saymış olduğum ve hayatımı çileye çeviren bu sağlık sorunlarımı para karşılığında bana verecek olan varmı ! ?

ve soruyorum ” KİM MİLYONER OLMAK İSTER ! ? “

Bu yazdıklarımın 

1001 kişi okusa 

101 kişi anlamaya çalışsa 

11 kişi anlayıp 

1 kişi bize hayır duasında bulunsa bahtiyar olacağım 

En kalbi selam ve muhabbetlerimle 

 

 

Gözlerini Kapatmadan Göremezsin SATIŞ LİNKLERİ

KİTAP YURDU
https://m.kitapyurdu.com/index.php
———————————————————–
D&R KİTAP
https://www.dr.com.tr/…/Siir/Turk-Siiri/urunno=0001843910001
———————————————————————-
BKM KİTAP
https://www.bkmkitap.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin
———————————————————————-
N 11
https://urun.n11.com/…/gozlerini-kapatmadan-goremezsin-yasi…
———————————————————————-
GİTTİ GİDİYOR
https://urun.gittigidiyor.com/…/gozlerini-kapatmadan-goreme…
———————————————————————-
HEPSIBURADA
https://www.hepsiburada.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin
——————————————————————–
İDEFİX
https://www.idefix.com/…/S…/Turk-Siiri/urunno=0001843910001…
———————————————————————-
CİMRİ.COM
https://www.cimri.com/…/en-ucuz-gozlerini-kapatmadan-goreme…
———————————————————————-
HALK KİTABEVİ
https://www.halkkitabevi.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsi…
———————————————————————-
UCUZ KİTAP AL
https://www.ucuzkitapal.com/9786059304948/
———————————————————————-
KİTAP SAHAF
https://www.kitapsahaf.net/…/gozlerini-kapatmadan-goremezsi…
———————————————————————-
NADİR KİTAP
https://www.nadirkitap.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin-…
———————————————————————-
SÖZCÜ KİTABEVİ
https://www.sozcukitabevi.com/yasin-asma
———————————————————————-
İLK NOKTA
https://www.ilknokta.com/…/gozlerini-kapatmadan-goremezsin.…
———————————————————————-
KİDEGA
https://kidega.com/…/gozlerini-kapatmadan-goremezsin…/detay…
———————————————————————
KİTAP AVRUPA
http://www.kitapavrupa.com/…/517428.html&filter_name=G%C3%B…
——————————————————————–
KİTAP SEÇ
https://www.kitapsec.com/…/Gozlerini-Kapatmadan-Goremezsin-…
——————————————————————–
KİTAP OKUR
https://www.kitapokur.com/u/…/gozlerini-kapatmadan-goremezs…
———————————————————————-
RAVZA KİTAP
https://www.ravzakitap.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin
———————————————————————-
KITAP AL OKU
https://www.kitapaloku.com/…/gozlerini-kapatmadan-goremezs…/
———————————————————————-
KİTAP MATİK
https://www.kitapmatik.com.tr/…/gozlerini-kapatmadan-goreme…
——————————————————————–
OKUYAN BOĞA
https://www.okuyanboga.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin
——————————————————————–
AVRUPA SATIŞI
https://www.tikla24.de/…/…/gozlerini-kapatmadan-goremezsin/…
———————————————————————-
ALTERNATIF KİTAP
https://www.alternatifkitap.com/9786059304948/
———————————————————————
MEDYASİN
http://medyasin.com/urun/gozlerini-kapatmadan-goremezsin-3/
———————————————————————-
DER YAYINEVİ
https://www.deryayinevi.com.tr/gozlerini-kapatmadan-goremez
——————————————————————–
PLAK KİTAP
https://www.plakkitap.com/gozlerini-kapatmadan-goremezsin
———————————————————–

ÇIKACAK KİTAPLARIM HAKKINDA 

(Fotoğraflar Benim çizimimdir v asıl kapaklar Değildir)
Kitap yazma Konusunda Uzman Arkadaşlar ile ile görüştüm. Kalın Kitaplar uzun Yazılar uzun HİKAYELER Artık okunmuyor. Bu yüzden Hikayeleri Kısa sayfaları az tutmaya Gayret edeceğim inşallah. ESERLERİ OLABİLDİĞİNCE PROFESYONEL Bir çaba olarak sunmaya çalışacağım v Gerçek isimlere yakın isimler kullanacağım. Örn: Sevcan yerine mercan Mahmut yerine Hamut Celal yerine Cemal Yasin yerine Yasir gibi teknikler kullanacak Bazende lakaplar ile Eğlenceli hüzünlü v düşündürücü sürükleyici akıcı Bir dil kullanmaya çalışacağım

Nefret dili asla kullanmamaya özen göstereceğim inşallah edebi olsun istiyorum inşallah Başaracağım.
GAYRET çaba Bizden Tevfik v Muvaffakıyet ALLAH’TAN dır.


——————————————————————–
RABBIM ÖMÜR LUTFEDERSE
4 Kitap olarak PLANLIYORUM
1. Kitap ŞİİR KİTABI “Gözlerini Kapatmadan Göremezsin” ” Eyvallah MiR’im.! ” şeklinde 2 Başlıklı olarak Düşün Yayıncılık YAYINEVİNDE Son Aşamada Kapak Tasarımı v ek isteklerim Uygulanıyor .
———————————————————————-
2. Kitabım “MUSİBETLER İLMİHALİ” “Gözleriyle Kartal Avlayan Adam” ismiyle çalışmaları Bitirmeye çalışıyorum.
———————————————————————
3. Kitabım TÜM YÖNLERIYLE ALS HASTALıĞı” -” Dünya’nın En iyi ALS HASTASıYıM – GÜNLÜK YAŞANTIM v BAKIMIM NASıL?” altbaşlığı ile Çalışmam Olacak inşallah
——————————————————————–
4. Kitabım ROMAN Olacak KURGU v GERÇEK olarak yaşanmış, Yaşadığım olayları merkeze alan bir SARSICI, DEPREM ETKİSİ Yaratacak Çok etkili bir çalışma olacaağını öngördüğümü ifade etmek istiyorum.

Gençliğe Hitabe 2

GENÇLİĞE HİTABE
Çok değerli ARKADAŞLAR
Aziz islamın SABİT asla tartışılmaz İLKE, UMDE, PRENSİP ve
belli başlı bir takım KURALLARI vardır. biz müminlerde bunlara uymak durumundayız.
Birde bundan ayrı Aziz islamın hareketli, CANLI olan bir damarıda vardır,
hayatın belli alanlarına MÜDAHALE eden
DİNAMİK, AKTİF bir tarafıda vardır.

konuyu bu yönüyle ele aldığımızda bizlere anlatılan yanlış şeylere rağbet etmemek ama DOĞRULARI SAHİPLENMEK durumundayız.

sevgili GENÇLER
şu hususun altını özellikle çizmek istiyorumki !
Bir sonraki nesle BİLGİ AKTARICISI olarak sizler
AİLENİZDEN birinci derecede SORUMLUSUNUZ
şunu iyi bilmenizi çok rica ediyorum ve USULÜNCE, ADABINCA, ÖRNEK OLACAK şekilde kırmadan üzmeden ama sla taviz vermeden
ÜZERİNE GİTMENİZİ çok çok rica ediyorum ve diyorum ki !
size din diye anlatılanların önemli bir bölümü
DİN DEĞİL :::::G-E-L-E-N-E-K-T-İ-R
sanırım yeterince açıklayıcı oldu.

sevgili GENÇLER
DÜNYANIN SİZDEN BEKLENİSİ ÇOKTUR.
bugün burada konuları tartışıyoruz ama yarın bir gün sizler idareci ve belkide ülke yönetiminde söz sahibi olacak ve bazı hususlar sizin elinizde bir takım yetkiler olacaktır. biriniz doktor olacak inş. biriniz ciddi bir işletmenin başında, biriniz bürokrat biriniz milletvekili ve o gün sorumluluk sizin belinizi bükecek ve bu sohbetimizi anacaksınız umarım.
Genel anlamda gençlerimize ve eğilimlerine baktığımda gençlerimizin yetişme tarzına baktığımda ürküyorum. en basitinden facebook denen bu platformda kişilik göstergesi sayılabilecek bir takım verileri elde etmeniz hiçte zor değil. bazılarına bakıyorsunuz kendi karakterini yansıtmayan insanların nasılda kendileri ile barışık olmadığını başkalarına özendiklerini görüyoruz. bazıları ciddi konularda söz söyle becerisi sergileyemiyor bizim zaman zaman yaptığımız espritüel tadını çıkarıp keyifli hale dönüştürmek başkasının YAŞAM TARZI haline dönüşüyor.

YALNIZ İKEN BAŞKA kalabalık içinde iken başka GENÇLERİMİZ var
ve bu gençler büyükleimizin ve (z)alimlerimizin yetiştirdiği NAMAZA HORTUMLA KALDIRDIĞI gençliktir evet.
böylesine BİLGİSİZ ve özgüveni olmayan BİR GENÇLİKLE ne yapılacağı konusunda aklıma hiçbirşey gelmiyor. ama aklıma gelen tek şey sizin söz sahibi olacağınız bir zaman dilimindede GAZZE BOMBALANMAYA DEVAM EDECEK. israil dünyanın başına bela olmaya devam edecek. fakat umut olarak şunu sizinle paylaşmak istiyorumki israildeki nesilde yıllar geçtikçe değişiyor bizde değişiyor dönüşüyor gelişiyoruz.
ama siz GELENEĞİ SÜRDÜREN tarafta olduğunuz sürece zulüm devam edecektir bunu böylece bilmenizi not etmenizi rica ediyorum.

korkmayın TARTIŞIN ÖĞRENİN ÖĞRETİN DÜŞÜN KALKIN BİR DAHA DÜŞÜN BİR DAHA KALKIN TECRÜBE SAHİBİ OLUN

saygıda büyüklerinize asla kusur etmeyin
AMA ÖĞRETİCİ VE ANLAYIŞLI OLUN
tartışmak asla SAYGISIZLIK demek DEĞİLDİR
asla iç dünyanızda savunamadığınız bir düşünceyi papağan gibi tekrar etmeyin. doğru ise kabul edin, bir bilginin doğru olup olmayacağının ilmini öğrenin emin olun bunlar hiçmi hiç zor değil GAZZE SİZİ BEKLİYOR GENÇLER, FİLİSTİN IRAK SURİYE ÇEÇENYA DOĞU TÜRKİSTAN KÜRDİSTAN sizi bekliyor umut sizsiniz gençler yalvarıyorum KENDİNİZİ KÜÇÜMSEMEYİN ama asla böbürlenmeyin. büyüklerimiz oğlum sen karışma o bizim işimiz değildir dediğinde İTİRAZ EDİN ama kırmayın

UMUT SİZSİNİZ GENÇLER
kendinize özgü bir dil geliştirin. BOL KİTAP OKUYUN
düşüncelerini tam olarak ifade edemediğiniz kavrayamadığınız düşüncelerin AMİGOLUĞUNU yapmayınız BU SİZİN KIYMETİNİZİ DÜŞÜRÜR. BİLMEMEK ASLA SORUN DEĞİL AMA BİLMEK ram olmak, bilmek tavır almak, bilmek risk almak, bilmek kendine özgüven duymaktır
bu duyguları sizinle paylaşmak istedim
ara ara yasin kardeşinizi gençler olarak kendi aranızda tertipleyerek ziyaret edin ve kardeşinizi aydınlatın tartışın faydalandırın.

gelin bildiklerimizi hep baraber tekrar edelim. inanın bunları yapptığımızda hayattan daha iyi haz alacak FARKINDA OLARAK yaşayacak ve birçok şeyin elimizde olacağını anlayacağız.
veselamü aleyküm ve rahmetullahi ve bereketuhu


yasin asma

Eyvallah MiR’im.!

Vahiy bir “dini tecrübe” midir?

Dini tecrübe” nedir? (Ali Bulaç) 

Abdülkerim Süruş’un vahiy konusundaki görüşlerini kritik ederken onun fikri serüveninin “dini bilginin değeri”, “Kelam-ı Muhammed” ve “dini tecrübe” aşamalarını takip edip en son “Nebevi rüya” tezinde karar kıldığını tespit etmiş; ilk iki iddianın kritiğini yapmış, dini tecrübe ve Nebevi rüya iddialarını Vahiy bölümünde ele alacağımızı belirtmiştik.

Üzerinde duracağımız ilk konu, “dini tecrübe“nin ne olduğu sorusuna cevap aramaktır.

Din felsefesiyle uğraşanlar, çoğunlukla “dini tecrübe”yi “Tanrı’nın varlığını kanıtlama” genel başlığı altında ele almaktadırlar. John Hick ise kanıt yanında “dini çoğulculuk”un sağlanması için de gerekli olduğunu savunur. Esasında “din felsefesi” de pek eski geçmişi olmayan, Alman filozofu Hegel’in kavramsallaştırmasıyla literatüre girmiş bulunmaktadır. Çoklu tanımı olsa bile genel olarak din felsefesi dinin inanç, düşünce ve başka temel iddia ve varsayımlarını akılcı, nesnel, kuşatıcı ve tutarlı çerçevede düşünmek, inceleme ve araştırmalarda bulunmak olarak ifade edilebilir. Tanrı’nın varlığının kanıtlanması bu bağlamda ele alınan bir konudur.

Filozofların ontolojik delile, İslam kelamcılarının hudus ve imkân deliline başvurduklarını biliyoruz. Din felsefecileri de teleolojik delil yanında dini tecrübeyi öne çıkarmaktadırlar; ahlak kanıtı ise dini tecrübeden sonra bu meyanda ele alınmaktadır. (1) Tabii ki konu Tanrı’nın varlığına ilişkin filozofların, kelamcı ve bilim insanlarının itibar etmediği bir kanıttan ibaret değil, bunun ötesinde duyulara ve akli muhakemeye sahip insanın Tanrı’yla buluşma (vuslat-ittisal) deneyimi olarak da ele alınmayı hak eder. Bu deneyimden batılı-Hıristiyan mistiklerin anlattıklarından veya yazdıklarından haberdar olduğumuz gibi, hayli zengin bir literatür üretmiş bulunan Müslüman sufilerden de haberdar olabiliyoruz. Tasavvuf edebiyatında fenafillah, mükaşefe, vecd, zevk, istiğrak, kurb, cemal-i Kibriya, tecelli, murakabe, cezbevb. kavramlara aşinayız. Şahsın manevi hayatında tecrübe edildiği, yaşandığı öne sürülen bazı haller, -tasavvuf ehli böyle bir isimlendirme yapmadıkları halde- nihayetinde modern literatürde “dini tecrübe” olarak adlandırılır. Tanrı ile ilişki ekseninde oluşan bu tecrübeye mistik tutum, tasavvufi hal, dini şuur veya dini hayat diyenler de var. Tecrübe belli bir epistemolojik çıkarıma dayanmaz; Tanrı’nın bâtıni bir müşahede ve doğrudan bir tecrübe ile kavranması fikrini öne çıkarır. Müphem bir kavram olan “dini tecrübe” aşkın varlığın delil, alamet, işaret ve tezahürlerini sezgisel (hadsî) olarak algılama, vasıtasız kavrama, kutsal ve ilahi olan ile içten (bâtıni) ve duygusal biçimde ilişki kurmaya dayanır. Bu tecrübe dıştan bir müşahedeye kapalıdır, kişinin deruni tecrübesine dahil bir olgu, psişik bir gerçekliktir. (2)

Alman ilahiyatçı Schleiermacher (öl. 1834), dini tecrübeyi, inanan insan için Tanrı’nın varlığını kanıtlayan uygun bir metot olarak görmüştür. Schleiermacher’in amacı Kant’ın dini salt ahlaka indirgemesinin doğuracağı tehlikeyi bertaraf etmek, böylece dini hak ettiği yere yerleştirmekti. Dini tecrübe kanıtına başvuranlara göre din ve dindarlık rasyonel bir durum değil, bir duygu olarak görülmüştür.  Tanrı’nın dini tecrübe aracılığıyla vasıtasız kavranması varlığının en önemli kanıtıdır. Bergson da kalpte öyle şeylerin olup bittiğini, ancak aklın bunlardan habersiz olduğunu söyler. Akıl bir şeyin varlığından haberdar olabilir ama ondan emin olamaz. Bergson’a göre sezgi bir çeşit “üstün akıl”dır. Ancak dini bir tecrübe bizi aklın var olduğundan haberdar olduğu şeyden emin kılabilir. Süruş da Schleiermacher, William James, Rudolf Otto ve Martin Buber gibi, insan ile Tanrı arasındaki dolaysız ilişkiyi esas alan dini tecrübeyi “din fenomeni”nin özü olarak ele alır. Dini tecrübe kanıtı (teistik delil) kozmolojik ve teleolojik delillerden ve onların söyleminden hem şekil hem muhteva bakımından farklıdır. Özellikle son iki delil dışımızdaki dünyadan hareket ederlerken, dini tecrübe delili inanan bir varlık olarak insandan kalkarak Tanrı’nın varlığına ulaşmaktadır. (3)

Burada söz konusu manevi hallere kimlerin ve neden “dini tecrübe” dedikleri sorusu önemlidir. Ne ontolojik ne epistemolojik olarak Kur’an vahyi “din-dünya” ayırımı yapmadığı gibi, “din ve din-dışı” ayrımı da yapmaz. Varlık aleminin Nefesürrahman olması bu ayırımı reddeder. Zaten dinin sahih ve amir hükümlerinin, mesaj ve tebliğlerinin dünyevi hayatın ilahi murada ve Şari’in maksatlarına uygun düzenlenmesi için vaz’edildiğini kabul ettiğimizde “din-din dışı” ayırımı yapamayız. Kur’an bakış açısından bu ayırımların bir hakikat değeri ve temeli yoktur. Söz konusu olan birbirlerini takip etmeleri dolayısıyla “dünya-ahiret hayatı”dır. Ahirete de dünyada yapıp ettiklerimizi sırtlayarak, amel defterimize yazarak gidiyoruz. Yani ahiret “ikinci etapta, şimdikinden ve buradan sonra gelen ebedi hayat”tır. Ebedi/ahiret hayatımızdaki konumumuzu ve geleceğimizi geçici/fani dünyevi hayatımız belirlemektedir.

Batının etkisinde “dini tecrübe” tabiri sadece felsefede değil, akademik tasavvufi çalışmalarda, ilahiyat ve din psikolojisi alanlarında da kullanılır hale gelmiştir. Her toplumun bir tanrı inancı olması dolayısıyla, o toplumdaki insanların kendi tanrı inançları doğrultusunda bir tecrübe yaşamaları anlaşılır bir haldir, bu bakımdan tanrı anlayışlarının farklılığı, adına “dini” denen tecrübelerin de farklılığını gündeme getirmiştir. (4)

Benzer unsurları yanında ayrı yönleri hayli farklı olduğundan, ikisini birbirinden ayırmak icap ederse de mistiklerin veya sufilerin yaşadıkları tecrübeye “dini” sıfatını koyan batılı bilim çevreleridir. Bunun iki sebebinden biri, manevi olana zaten “dini” demeleri, diğeri özellikle akademik çevrelerin ele aldıkları konuyu mümkün mertebede sınırlandırmaları, özel parça haline getirmeleridir. Doğası gereği akademik konu bütünü ifade etmez, bütünü görmez, bütünü belli bir parçaya indirger ve onu hem bütünden hem bütünün diğer parça ve birimlerinden ayırıp anlaşılır hale getirmek için isimlendirir. Filhakika, sonraları teşekkül eden İslami ilimlerde de bir ilmin veya düşünce fakültesinin ta’rifi tahdidi yani sınırlandırılması demektir. Ama İslami ilimlerde yine de her branşın bütün içindeki yeri büsbütün gözden kaçırılmaz; geleneksel İslam bilginleri az çok ansiklopedik profile sahiptirler; bu da parçaların birbirlerine karşı tam olarak özerkleşmesine ve bütüne yabancılaşmasının önüne geçer.  Manevi bir hal, fizik evren veya fizyoloji-biyolojik organizma ile ilgili olmadığından buna “dini tecrübe” demek kutsal-profan, dini-dünyevi veya din-dışı ayırımı yapan modern zihne uygun düşmektedir. Şu var ki manevi/aşkın bir tecrübeye “dini” sıfatını veren akademisyenler “dini tecrübe”yi semavi dinlere mensup olmayan veya dindar sayılmayan bazı kişilerin de yaşayabileceklerini iddia etmektedirler. Böyle olunca söz konusu tecrübenin “dini” vasfını kaybettiğini, hatta mahiyetinin de farklı olabileceğini söylemek mümkün oluyor. Bu ise isimlendirme ile ilgili bir çelişki ve tutarsızlığa yol açar. Bu çelişkinin farkında olan Mehmet S. Aydın, “dini tecrübe” sözü ile tasavvufi hali, sufilerin zevk, vecd gibi kelimelerle anlatmak istedikleri şiddetli dini hayatı, dolayısıyla dini tecrübe yerine müşahede veya mükaşefe tabirinin kullanabileceğini söylemektedir. (5)

“Şiddetli dini hayat” tabiri bu konuda din felsefecileri tarafından referans alınan “Dini Tecrübelerin Çeşitleri” adlı kitabın yazarı William James’e aittir. James’e göre konu sıradan insanların dini hayatı değil, akut hale gelmiş şiddetli dini tecrübelerdir. Fakat bence bu tecrübeye “akut hale gelmiş şiddetli tecrübe” demek doğru gözükmüyor, belki bir şeye odaklanmış, kesafet kazanmış (yoğun) ruhi tecrübe demek daha doğrudur.

Dini tecrübeyi herkesin kabul ettiği söylenemez. Empristler, duyulara dayanan, somut dünyadaki algıların doğrudan nesnesi olan deneylere değer verdiklerinden mistik tecrübeye itibar etmezler. Mantıkçı pozitivistler ise Tanrı’nın tecrübe konusu olamayacağı fikrinden hareketle ne Tanrı ne din hakkında konuşmanın lüzumuna inanırlar. (6) Tam bu bağlamda Wittgestein’ın “Üzerinde konuşulmayan konuda susmalı” sözünü hatırlayalım. (7)

Biz çalışmamızda her ne kadar din felsefecilerinin kullandığı gibi “dini tecrübe” konusunu ele alacaksak da peygamberlerin veya bazı şahısların yaşadıkları tecrübeye “dini tecrübe” demenin pek de tutarlı olmadığını belirtmekle yetineceğiz. Bence söz konusu tecrübe manevidir, müteal/aşkındır, bâtın/içkindir, öte ile ilgilidir veya daha kısa ifadeyle mülk aleminde yaşayan insanın melekut alemiyle belli bir bilinç düzeyinde irtibat haline geçmesidir. İki insan profili için bunlar söz konusu olsa da peygamberlerin yaşadığı tecrübe ile peygamber olmayanların yaşadığı manevi/aşkın tecrübe birbirlerinden tamamen farklıdır. Bu bağlamda Süruş, Hiçk vd. vahyi dini tecrübeye indirgeyenler, özünde çifte gerçeklik taşıyan bir kavramsallaştırmayı referans aldıklarından ve peygamberle peygamber olmayan arasında ayırım yapmadıklarından daha işin başında büyük yanılgılara düşmüşlerdir.

Bu konuda çalışan Hakan Hemşinli, batılı düşünürlerin dini tecrübe konusunda fikir yürütmelerine dayanak teşkil eden birtakım örnekler sayar. Bunlardan biri Yahudi kaynaklarından Yeşaya, 6/1-9’da geçen şu pasajdır:

 

  1. Kral Uzziya’nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab’bi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu.  Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı.  Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: “Her Şeye Egemen RAB Kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.”  Seraflar’ın sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu.  “Vay başıma! Mahvoldum” dedim, “Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kral’ı, Her Şeye Egemen RAB’bi gözlerimle gördüm.”  Seraflar’dan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı; onunla ağzıma dokunarak, “İşte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi, günahın bağışlandı” dedi.  Sonra Rab’bin sesini işittim: “Kimi göndereyim? Bizim için kim gidecek?” diyordu. “Ben! Beni gönder” dedim.  “Git, bu halka şunu duyur” dedi, “‘Duyacak duyacak, ama anlamayacaksınız, Bakacak bakacak, ama görmeyeceksiniz!”

 

 

2) Hz. Musa’nın Allah ile konuşması (7/A’raf, 143.)

3) Hz. Peygamber’in yaşadığı Mi’rac olayı (17/İsra, 1.)

4) Upanişatlarda yer alan şu pasaj: “O gözle görülmez, konuşmayla anlaşılmaz. Ne de başka duyu organlarıyla veya zühd ya da çalışmayla anlaşılır. Bilginin huzuruyla tabiatı temizlenir, işte böylece murakabe ederek, kişi parçasız olanı kavrar.” (8)

Hemşinli’nin verdiği örnekler, kendisinin de işaret ettiği gibi birbirinden farklıdırlar. Yeşaya Tanrı’yı gördüğünü, onunla diyaloga geçtiğini söylüyorsa da Kur’an-ı Kerim Allah’ın gözle görülmeyeceğini, Hz. Musa’nın da ısrarına rağmen O’nu göremeyip bayıldığını belirtiyor. Hz. Aişe’den gelen sahih rivayette de (9) Hz. Peygamber’in Allah’ı görmediğini bildiriyor. Hind kaynakları da aynı yönde görüşlere sahip bulunuyorlar. Peterson ise, gündelik tecrübeden farklı olan dini tecrübenin ya bizzat Tanrı’nın kendisi ya da bir fiil Tanrı’nın tezahur etmesi şeklinde olduğu kanaatini beyan eder.

Şüphesiz söz konusu tecrübeyi yaşayanlar büyük bir iddiada bulunmaktadırlar. Anlatımlarına göre kişi aklın ve duyular dünyasının ötesine geçerek, tabiat üstü aşkın bir varlığın katına çıkmakta, onunla buluşmaktadır. Bu özelliğiyle dini tecrübenin konusunu ilahi varlıklar, tabiat üstü alanlar oluşturmaktadır. Tabiat üstü varlıkla irtibata geçmek William James’in işaret ettiği gibi sıradan insanların manevi hayatını aşar, kitlelerin içinde yaşadıkları mertebenin üstünde mertebelere çıkmayı, yükselmeyi gerektirir. Gazali Mişkatve İhyagibi eserlerinde bu tecrübeyi anlatır, kanıt babında bu türden yüksek manevi tecrübe yaşayanlar ile şairlerin kişiliğinde yaşanan estetik tecrübeyi mukayese eder. Tasavvuf edebiyatı ve sufilerin hayatı bu türden tecrübenin sayısız örnekleriyle doludur. Süruş’un da fikri kaynakları arasında irfan edebiyatı, özellikle Mevlâna, Gazali ve İkbal yer almaktadır.

Şu var ki, bu türden üst mertebelerde ve yoğun tecrübeleri yaşadıklarını iddia edenlerin, bize anlattıkları bilgi ve haberlerin dışında elimizde herhangi bir kanıt yok. Olması da beklenemez. Denilecek ki, vahiy aldıklarını iddia eden peygamberlerin durumu da aynı değil mi? Yani onlar da vahiy meleğinin kendilerine gelip bilgi ve haber verdiğini söylemekte ama bu geliş ve iletişimi bize somut olarak gösterememektedirler. Peygamberin söyledikleri ona olan güvene dayanır. Benzerlik görünürde böyle ise de peygamberler öne çıkardıkları bütün iddialarını selim akıl, temiz fıtrat, toplumsal olayların haber verdikleri gibi cereyanlarıyla kanıtlamaktadırlar; mistiklerin veya sufilerin bu türden kanıtları olmadığı gibi, Muhammed İkbal aksini düşünse de iddialarının değil akıl ve duyularla, sözle (kal) dahi ifade edilmeyeceğini öne sürmektedirler. Bu yüzden tasavvufa “kal ilmi” değil, “hal ilmi” denmiştir. Mevlâna akli düşünmeyi esas alan felsefenin “tahta bacaklı” olduğunu, tahta bacaklarıyla da aşk meydanında önemli bir mesafe alamayacağını söyler. İnsandaki idrak güçlerini duyum, akıl, fikir ve kutsi ruh şeklinde kategorilere ayıran Gazali, bu tecrübeyi anlatırken “zevk” kavramını esas alır. Ona göre bu tecrübeyi anlamak mümkün olmadığı gibi anlatmak da mümkün değildir. Peygamberler bunu en üst seviyede anlar ve yaşar, veliler de kısmen. Nebilerin ruhu Kur’an’da sözü edilen (24/Nur, 35) ateşle teması olmadığı halde yanabilen lamba gibidir.

Turan Koç, dini tecrübenin taklit seviyesindeki dini hayattan başlayarak her türlü dini duygu, düşünce ve tutumu içine alacak şekilde anlam bakımından geniş kapsamlı ele alınacağını söyler. Önemli olan tecrübenin istisnai özellik arz etmesi, onu diğer seküler tecrübelerden ayıran dini bağlamda vuku bulmuş olmasıdır. (10)

Her durumda dini tecrübenin “din”le ve kendisine inanılan Tanrı’yla ilişkili olduğu açıktır. Wayne Proudfoot’a göre kişi ancak dini evren içinde bu türden bir tecrübe yaşayabilir. Bazı duygu, fiil ve yaşantılarla kutsalla kurulan ilişki din referans alınmadan açıklanamaz. (11) Cevizci de, a priorik olanın dışında, inanan bir varlık olarak insandan hareket eden inananın Tanrı’yla bireysel ilişkisini, Tanrı’ya yaklaşmasını, O’nunla birleşmesini, bireysel varlığını Tanrısal varlıkta yok etmesini ifade eden bir inançsal yapı olarak tanımlar. (12) Cevizci’nin bu tanımında bir tutarsızlık gözleniyor. Zira şu veya bu düzeyde tecrübeye konu olan şey bir yaşantı, bir deneyimdir, soyut-teorik bir inanca ait bir yapı değildir.

Gündelik hayatımızda çeşitli tecrübeler yaşarız, bunların her biri birer yaşantıdır. Dini tecrübeyi yaşadığını iddia edenler, bunun gerçek hayatta yaşadıklarımız (yaşantılarımız) kadar gerçek olduğunu söylerler. Tefekkür, duygu hali ve pratikler birer yaşantıdır, dini tecrübe ile kastedilen ise fizik evrenin sınırlarının dışına veya üstüne çıkmaktır. Hiç kuşkusuz bu türden ruhi tecrübelerin, manevi yaşantıların bir hakikat değeri vardır. Aksini iddia etmek bizi katı materyalizme veya tamamen kurgusal inkara dayanan mantıkçı pozitivizme götürür. Bana göre sahih yollarla yaşanan bu türden tecrübeler mülk alemiyle melekut alemi arasında geçiş, iletişim, irtibat sağlama cehdi ve mücahedesidir. Mülk aleminden kendisiyle irtibat kurulan kutsal olandır, Tanrı’dır veya başka bir şeydir ya da burada çözemediğimiz sırra ulaşmaktır. Bu durumda dini tecrübe hayat ve kâinat içinde var olan ilahi sırra ulaşmayı hedefleyen kişisel ilgiler olup bu ilgilerin sonucu olarak gerçekleşir. Daha ileri düzeyde tecrübe yaşadığı öne sürülen dindarın en büyük arzusu derin bir duygusallık içinde Tanrı’da var olmaktır. İnsani sınırlar içinde idrak edilen ve hissedilen kudrete ulaşmak ise güçlü bir dini şuuru gerektirir. (13)

“Dini tecrübe”nin özellikleri

Akli muhakeme, gözlem ve deneyle elde edilen bilgi ile gündelik hayatta yaşadığımız çeşitli tecrübelerden farklı olan “dini tecrübe”nin şu temel özelliklere sahip olduğu belirtilir:

1) Dini tecrübe vasıtasız olup doğrudan ve ani olarak yaşanır;

2) Dini tecrübenin bilinen psikolojik yollarla tahlili mümkün değildir, dolayısıyla anlaşılması da düşünülemez;

3) Dini tecrübe yöneldiği amaç itibariyle Tanrı ile bir buluşma-vuslattır, bazıları buna birleşme (ittihad) veya hulul adını verir. Bu tecrübede ferdi benlik ilahi varlıkta erir, yok olur. Tasavvufta buna fenafillahdenir;

4) Dini tecrübe bir başkasına anlatılamaz, aktarılamaz; gözü görmeyene kırmızı rengi tarif etmek veya anlatmak mümkün olmadığı gibi;

5) Dini tecrübe kişiye özeldir, söz konusu tecrübeyi kişiler farklı biçimde, kapsam ve derinlikte yaşarlar. (14)

 

İkbal’e göre “dini tecrübe”

Muhammed İkbal’in 20. yüzyılın ilk yarısında “dini tecrübe” konusunda ortaya attığı fikirler, özellikle İslam dünyasında din felsefesiyle ilgilenenleri derinden etkilemiş, akademisyenler genelde onun çizdiği çerçeveyi referans almışlardır. Bu yüzden İkbal’in görüşlerine yakından bakmakta yarar var.

İkbal, “İslam’da dini düşüncenin yeniden doğuşu” adıyla dilimize çevrilen kitabında (15) şiirden yüksek derecelerde bulunan dinin, Nihai Hakikat ile ilgili tutumu bakımından insanın imkanlarının sınırlı olduğunu kabul etmediğini, insanın görüş açısını genişlettiğini söyler. Mutlak’ın ta kendisini doğrudan görmek mümkündür, din bu konuda ısrar eder (s. 17.) Ona göre dini tecrübe tarihte ilahi bilginin kaynağı olarak kullanılmış, insani tecrübenin diğer yönlerinden çok daha önce ele alınmıştır. Kur’an insanın manevi hayatında tecrübeye dayanan davranışın kaçınılmaz olduğunu kabul eder. Her safhadaki davranışlar önemlidir, bunlarla İlme’l yakine varmak mümkün. Mutlak Hakikat hem iç hem dış simge ve işaretlerle kendini ortaya koyar. Kendisine varılabilir bir gaye olan Hakikatle dolaylı bağlantı kurmak için akli düşünme ve gözlemden başka, duygu ve idrak aracılığıyla bilinen sembolleri kontrol etmek lazım. Bağlantı kurmanın diğer bir şekli de insanın araçsız/aracısız olarak ve buluş yoluyla Hakikat ile doğrudan ilişki kurmasıdır (s. 33.) İnsanoğlunun sahip olduğu ilhama dayanan dini tecrübenin bir hayal olduğu söylenemez. Bu tecrübe tarihin en eski ve kalıcı hâkim unsuru olmuştur. O halde insanoğlunun diğer tecrübeleri onaylarken dini tecrübeyi reddetmesini gerektirecek makul bir sebep yoktur. Bu tecrübe diğer tecrübelerin birer parçasıdır.

İkbal, William James’i referans vererek saydığı dini tecrübenin kendisi tarafından iyi bilindiğini belirtir. Sıraladığı özellikler kendisinden sonrakiler tarafından adeta tekrar edilmiştir. Dini tecrübe diğerlerinden farksız olarak bilgi için gerekli verileri sunar. Diğer tecrübeler dış dünya hakkında bilgi ve sezişlerle ilgili iken, dini tecrübe Allah hakkındaki bilgimizin açıklanması ve yorumlanmasına bağlıdır. Dini tecrübe tahlil edilemez. Üçüncü özelliği sufinin mistik halinin her şeyden üstün, her şeye egemen ve her an için tecrübeyi yaşayanın ferdi şahsiyetini aşan yegâne ve olağanüstü diğer zat ile yakın ve içten temas kurmasıdır. Mistik tecrübenin başkalarına aktarılamaz olması dördüncü özelliğini teşkil eder. Beşinci özelliği şudur: İster peygamber ister veli, bu tecrübeyi yaşayanlar eski durumlarına dönerler, şu var ki peygamberin dönüşü diğerlerinden farklıdır. (s. 37-43.)

İkbal William James’e katılarak, bazı keşfve ilhamlarınanlamsız olabileceklerini; vecd, kendinden geçme veya murakabegibi durumların karakter veya ahlak için yararlı şeyler olmayabileceğini, bunların ilahi ya da manevi yanlarının da bulunmadığını söyler. Bu önemlidir zira insanın düşmanı olan şeytan araya girip insana bazı tecrübeler yaşatabilir. İkbal, Freud’un bize yaptığı en önemli hizmetin, ilahi duygu ve manevi tecrübeyi bu şeytani tecrübelerden ayırması olmuştur, der (s. 44.) İkbal’e göre dini tecrübenin akli ve mantıki yanı da vardır. Tecrübenin muhtevası diğerlerinden doğrulanması bakımından ayrılır. Bunun anlaşılır açıklaması vardır. Felsefe eşyayı akıl ve idrak yoluyla görür, tecrübenin bütün zenginliğini belli bir sisteme bağlama eğiliminde değildir. Din ise Mutlak Hakikat ile yakın temasa geçer; biri teoridir, diğeri yaşanan tecrübedir. Hakikatle yakınlık için düşüncenin sınırları dışına çıkmalı; dinin dua ve ibadet dediği zihni atılımlarda bulunulmalıdır. (s. 90.) Dini tecrübeye dayalı hükümler akım ve idrak ölçülerinin dışında değildir, bütün tecrübelerimizin nihai hedefi ego diyebileceğimiz uzağı görebilen ve yaratıcı yeteneği olan bir irade olduğu gerçeğini görmemizdir.

İkbal’in dini tecrübeden anladığı Hz. Peygamber (s.a.)’in işaret ettiği gaye, yani “ilahi ahlakın ortaya çıkması”dır. Hz. Peygamber “konuşan Kur’an“dır; Hallac-ı Mansur “Ene’l Hak“; Bayezid-i Bistami “Benim şanım yücedir” demiştir. Yüksek düzeyde tasavvufun birleştirici tecrübesi, Sonsuz Ego’da -bu Meşşailerin Külli Nefs dediği şey olmalı- erimek, yok olmak değil, aksine sonsuz benlik veya egonun -insani nefsin/benliğin- onun sevgi dolu kucağına girmesidir. Hz. Peygamber’in en büyük arzusu, kendi dini hayatının dünyada yaşayan bir kudret haline gelmesidir. Belirtmek gerekir ki, dini tecrübeyi temellendirmeye çalışırken İkbal her ne kadar tasavvuf edebiyatından örnekler verse de İslam aleminin bugünkü duruma düşmesinden, İslam dışı etkiler altında teşekkül eden tasavvufu da sorumlu göstermektedir (s. 204 vd.)

 

John Hick’in “dini tecrübe” tezi

Bu arada kısa da olsa “dini tecrübe ve dini çoğulculuk” konularındaki fikirleriyle öne çıkan John Hick’ten de bahsetmek gerekir. (16) John Dick’le yaptığı konuşmada Süruş, dindarlığı üç gruba ayırır: Biri maişete dayalı dindarlık, bu tür dindarlık kişiye dünya ve ahiret mutluluğunu sağlar; ikincisi bilginin peşinde olan dindarlıktır. Kişi bu dindarlıkta doğruluk ve yanlışlığı birbirinden ayırmaya bakar. Kelamcıların dindarlığı buna örnek gösterilebilir. Üçüncü dindarlık ise dini hayatı, dini şuuru tecrübe eden dindarlıktır ki, bu en yüksek mertebedeki dindarlığı peygamberler ve arifler temsil eder. Süruş’a göre arifler bâtıni tecrübe ve hazlarda peygamberlere ortaktırlar, onlar dindarlıklarını fıkıh ve hukuktan başlatmazlar.

Fazlurrahman’ın ve Süruş’un görüşlerine katılan John Hick de peygamberlerin sureti olmayana suret giydirdiklerini, bunu yaparlarken halkın algı kapasitesine uygun düşecek sembollere başvurduklarını, bu yüzden dini öğretilerin çoğunun simgelerden oluştuğunu belirtir. Hick’e göre Hıristiyan teolojisinin sorunu, Kitab-ı Mukaddes’in çoğunlukla lafza bakılarak anlaşılmaya çalışılmasıdır. Bu, orta çağdaki anlayışın devamıdır. Bu da Hıristiyan teolojisini yeniden yapılandırma zaruretini ortaya çıkarır. Şu anda Tanrı’ya nasıl aşk duyacağımız gibi yüksek manevi noktalar klasik Hıristiyan teolojisinin ağır yükü altında gömülü bulunuyor. Hick, insanı vahyeden bir Tanrı karşısında pasif olmaktan kurtarmaya çalışıyor. Bu iddianın doğal sonucu, “zati” Tanrı karakterine yeni bir vurgu ve tarihsel olaylara müdahale eden, kutsalla insan arasındaki ilişkiyi teolojik gerçeklerin kabul ve bildiriminden daha kapsamlı bir noktaya taşıyan bir vahiy düşüncesidir (17)

Dini tecrübenin tarihle ilişkilendirilmesi, kadim farz edilen vahyi bildirimlerin tarihi işe yaramaz olmaktan kurtaracaktır. Hick, Süruş’un Kur’an’ın tarihselliğini kabul edersek, Kur’an ayetlerinin ruhunu koruyarak modern durumlara tercüme edilebiliriz” fikrine katıldığını belirtir; Muhammed Arkun’un da yapmaya çalıştığı budur. Arkun, Kur’an’ı ezeli/kadim kabul etmek ile onu aslında ölü kabul etmek arasında fark yoktur, diyordu. Kur’an’ın ezeli kabul edilmemesinin anlamı, Kur’an hayattadır ve hayatta olan çok sayıda tefsirle (hayatiyetini) sürdürmektedir. Süruş, Hick’e Nebevi tecrübe tezini bu amaçla ortaya attığı söyler.

John Hick’in diğer sorunu geleneksel dinlerin teolojilerini oluşturan kurucu fikir veya kabul edilmiş bilgilerini aşıp modern dünyada “dini çoğulculuk” sağlamaktır. John Hick, İbn Sina ve Kant gibi Tanrı’nın varlığını bir postulat olarak savunmaktadır. Ona göre ikilemlerimizi akılla çözemeyiz ancak Kant’tan farklı olarak o “pratik ahlak” yerine “dini tecrübe”yi koymaktadır. Bu tecrübe insan ile Tanrı arasında en iyi yoldur, zihne canlılık getirir; Tanrı bu sayede kendini insana açar. Peygamberler de Tanrı’yı akılla değil, dini tecrübe ile algılamış, bu yolla düşünmüşlerdir; Musa, İsa, Muhammed, Luther, Guru Nanak vs. kimseler gibi. Hick, teolojinin insanı pasif hale getirdiğini, dini tecrübenin ise aktif hale getirip Tanrı ilişkide merkezi konuma çıkardığını söyler.

Deistler, Tanrı’nın varlığına inanırlar ama O’nun varlık alemiyle ilişkisini koparırlar; Hıristiyan teolojisi ise Tanrı’yı esrarengiz, anlaşılamaz birtakım mucizelere gömerler. Spinozo da varlıkta içkin kabul ettiği Tanrı’nın alem üzerinde tasarruf sahibi olduğunu düşünmüyordu, oysa yasaya bağlı olsa da varlık üzerinde tasarrufta bulunan bir Tanrı söz konusudur.

Hick, doğrudan Tanrı’yı tecrübe edenler ile bu tecrübeyi yaşayanların anlatımlarına dayanarak bir kanaate sahip olanları birbirinden ayırır. Bu bizim tasavvufi tecrübe bir hal’dır, kelimelerle anlatılamaz söylemine benzer. Dini tecrübeler aynı seviyede ve yoğunlukta olmaz; dini ifade biçimleri, retorikler, bayramlar, dualar, ritüeller, Tanrı kelamı olarak kabul edilen yazmalar şeklinde tezahür eder.

Hick’in görüşlerine yöneltilen eleştiriler arasında dini tecrübeyi yaşayanın dinlerin temel metinlerini, vahye dayalı önermeleri geçersizleştirip yerine Tanrı’yı doğrudan kişinin tecrübe ettiği saf bir realiteye indirmesi önemli yer tutar. (18) Bu tez ne teolojiye ne epistemolojiye uygundur. Ve dinin oluşumunda ilahi inisiyatif kadar beşeri-insan merkezli inisiyatifi de öne çıkarır, belirleyici kılar. Biraz daha mantıki sonuçlarına götürecek olursak, dinin teşekkülünde ve nihayet Süruş’un “dini tecrübe” ve “Nebevi rüya” tezinde gördüğümüz gibi vahyin gelişini insanın/peygamberin inisiyatifine bağlamakta, mesela vahiy meleği Cibril’i peygambere tâbi kılmaktadır. Dini tecrübe doğru ve yanılışı, hak ve batılı bir anda içinde barındırdığından böylesi bir dinde iyi ile kötüyü ayırt etmek mümkün olmaktan çıkar. Nihayetinde tezin bizi götüreceği yer gerçekten dinleri din yapan ve hakikatin, doğrunun kaynağı kılan vahyi inkâr etmektir. (19)

Sonuç itibariyle John Hick de diğer tarihselciler gibi Kitab-ı Mukaddes’te yer alan önermeye dayalı ifadelerin tarihi ve kültürel bazı şartlara bağlı çıkan ifadeler olduğu görüşünü savunur. Hiç kuşkusuz Hick’i bu yönde düşünmeye sevk eden sebep Hıristiyan teolojisinin temelini oluşturan Kutsal Kitap anlayışıdır. (20) Hick Kitab-ı Mukaddes’in temellendirdiği teolojiyi aşayım derken, dini ilahi bir inanç ve ibadet sistemi olmaktan çıkarmakta, içinde hak ve batılın, doğruluk ve yanlışlığın yer aldığı, yarı mitolojik kültürel bir yapıya dönüştürmektedir. Zaten dini tarihsel bir zemine indirmenin varabileceği başka sonuç da olamaz.

 

 

“Dini tecrübe” tezinin eleştirisi

Din felsefecileri sıraladığımız özellikleri olan dini tecrübeyi çeşitli açılardan eleştiriye tabi tutmuşlardır. (21) Söz gelimi, bu tecrübeyi yaşayanlar farklı dini inançlara sahip olduklarında tecrübe de farklı olacaktır. Mesela Tanrı’nın kendi kavmine mahsus olduğuna inanan bir Yahudi veya üçlemeye (teslis) inanan bir Hıristiyan ile Allah’ın birliğine (tevhid) inanan bir Müslüman’ın dini tecrübeleri bir olamaz.  “Perenniyalizm, mistik tecrübelerin, özde bir olduklarını iddia eder. Bu iddiaya göre, bütün mistikler genelde aynı şeyleri ifade etmektedirler. Fakat burada yoruma dayalı farklılıkların dışarıda tutulması gerekmektedir. Bir sufi “fena”, bir Hıristiyan “manevî evlilik” ya da “Mukaddes Vizyon”; bir Budist “sunyata”; bir Taoist “kendiliğindenlik”; bir Yahudi “devekuth” dediği zaman her ne kadar yaşadıkları tecrübeler sonunda tecrübelerini farklı kavramlarla ifade ediyorlarsa da genelde aynı şeyi dile getirmektedirler. Dolayısıyla, farklı coğrafi mekânlarda, farklı kültür ve zamanlarda birbirleriyle doğrudan bağlantısı olmayan bu mistiklerin aynı şeyi dile getirdiklerine göre, o halde bu, mistiklerin tecrübe ettikleri şeyde yanılmadıklarını, aksine bütün mistiklerin de kendilerinden bağımsız bir varlığı tecrübe ettiklerinin ve tecrübe ettikleri şeyi yanlış tasvir etmediklerinin veya yalan söylemediklerinin güvenilir bir delili olamaz mı?” (22)

W.T. Stace din farkını “yorum farkı”na indirgiyorsa da akidelerin farklılığı tecrübenin mahiyetini de farklılaştıracaktır. Teslisçi bir Hıristiyan vuslat mertebesine ulaştığında kiminle buluşur: Baba’yla mı, Oğul’la mı, Ruhu’l Kudüs’le mi, yoksa bir anda her üçüyle mi? Dini tecrübenin “özel” olması, sayısız tecrübeyi gündeme getirir; aktarılamaz olması nesnel kriter ve özelliklerin teşhis ve tespitini imkânsız kılar; aktarılamaz oluşu yine de bu alanda oluşmuş hayli zengin literatür ve edebiyatı anlamsızlaştırır. Bu türden bir tecrübeyi yaşayan dürüst ve doğru insanlar olduğu gibi, yalan beyanda bulunan ve dini istismar eden kötü niyetli kimseler de olabilir. Bu iki insanı birbirinden nasıl ayırt edeceğiz? William James, dini tecrübeyi Tanrı’nın göstergelerini algılamak ve ilahi kudretle sezgisel ve duygusal ilişki kurmak olarak görür. Tanrı insana kendisine ulaşması için birtakım ipuçları sunmuştur, insan bu sayede Tanrı ile sezgisel ve duygusal olarak ilişki kuracaktır. Bundan anlaşılan şu ki, dini tecrübenin yatağı duygulardır; duyguların yatağında heyecanlar, vesveseler, farklı motivasyonlardan beslenen tasavvur ve tahayyüller, vehim ve kuruntular da vardır. Tanrı ile birleşmeye yönelmiş ruhi bir hali bu beşerî basit edimlerden nasıl ayır edeceğiz? Kişilerin zihinlerinde oluşturdukları, canlandırdıkları bir kavramı veya Tanrı tasavvurunun sahih bir tasavvur olduğunun teminatı nedir? Vahiy olmadıkça bundan emin olmanın kriterleri, yöntemleri nelerdir?

Biz ise konumuz olan vahiy açısından dini tecrübeyi kritik ettiğimizde şu temel eleştirilerin altını çizebiliriz:

İlk şıkta zikrettiğimiz dini tecrübenin vasıtasız ve ani olarak yaşanması vahye benzemektedir. Vahiy bazı durumlarda doğrudan ve vasıtasızdır. Yüce Allah, Musa aleyhisselama Tur dağında doğrudan seslenmiştir, bu olay dolayısıyla Hz. Musa’ya “kelim” denmiştir. Ama genel olarak vahiy peygamberlere Cibril vasıtasıyla gelir.

Vahyin hangi manevi tecrübenin hissedilmesi, yaşanmasıyla geldiği başkaları tarafından bilinemez, bunu elbette vahiy alan peygamber bilir, anlar, tecrübe eder. Vahiy dini tecrübeden farklı olarak anlaşılabilir, tahlil edilebilir. Hatta geliş gayesinin muhataplarının ilahi muradı anlamak olduğunu söylemek mümkün. “Öyle olmasa, Kur’an’ı iyice düşünmezler miydi?” (47/Muhammed, 24.) Vahyi anlamanın en önemli araçlarından biri insana bahşedilmiş yeti olan akıldır. Kur’an defalarca “Akıllarını kullanmıyorlar mı?”(3/Al-i İmran, 65) diye vahyi tabiat üzerindeki olay ve olgulardan, enfüsi gerçeklerden, tarihsel olaylardan hareketle anlamayan kimseleri kınar, şiddetle yerer.

Dini tecrübenin yöneldiği vuslat, ittihat veyahululhiçbir şekilde mümkün değildir. Tanrı’yla bütünleştiğini, O’nda eridiğini veya Tanrı’nın kendisine hulul ettiğini iddia eden, hatta Tanrı’yı gördüğünü söyleyen kimse Hz. Aişe’nin açık beyanıyla yalan söyler.

Vahiy bir başkasına anlatılır, tebliğ edilir, açıklanır, pratik hayatta ete kemiğe bürünür. Vahyin geliş şekilleri farklı olsa da karakteristiği itibariyle ortak özelliklere sahiptir; her bir peygamberin kendine özgü ve diğerlerinden temelde-mahiyetçe farklılaşan vahiy algısı veya tecrübesi yoktur: “Kendisiyle Allah’ın konuşması, bir beşer için olacak(şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi(durumu) başka. Gerçekten O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(42/Şura, 51.)

Yukarıda işaret ettiğimiz üzere hiç kuşkusuz samimi dindarların yaşadığı yüksek düzeyde manevi tecrübeleri vardır, bu inkâr edilemez. Kur’an-ı Kerim bunu takva, ilham, haşyet, huşugibi kavramlarla ifade eder. Din sadece hukuki kural, ahlaki norm ve şekilde kalan ibadetlerden değildir. Ruhi tecrübe vahiy yoluyla verilen bilgi ve hükümlerin imana dönüşmesi, ruhu mülk ötesi aleme kanatlandırmasıdır. Ancak ilahi hükümlerin, dua, ibadet ve zikrin mü’minler üzerindeki manevi etkisi ile vahiy aynı şeyler değildir. Vahyi dini tecrübeye indirgemek; takva sahibi, haşyet duyan ve manevi hayatını huşu ile geçiren insanı peygamber mertebesine çıkarmak veya aksine peygamberi sıradan mü’min seviyesine indirmek olur. Elbette peygamber “dini tecrübe” adı altında ifade edilen manevi-enfüsi halleri en derin ve en yüksek düzeyde yaşamıştır, hatta hiçbir veli veya zahidin onun yaşadığı tecrübeye yaklaştığı söylenemez ama vahiy alışı, vahiy meleğiyle karşılaşması ve aldığı vahyi insanlara iletmesi başka şeydir.

Gazali, İhya’da tasavvuf ehlinin öğrenmekle değil de ilhamla elde edilen bilgiye meylettiklerini söyler. Onlar kitaplara, kitap okumaya pek itibar etmezler. Gazali’nin yücelttiği sufilerin bilgi elde etmek için nefis muhasebesi yaptıklarını, dünya ile ilişkilerini kestiklerini, kötü hasletlerini yok ettiklerini belirtir. Ama bu metot kendi başına ele alındığında ne kadar doğru? Kur’an “okuma”yı emreder (Alak, 1), kalemle öğretmeden bahseder; salih ameli öne çıkarır. Yine Gazali Mizanü’l amel’de Allah bilgisi için kitaba ve okumaya ihtiyaç olmadığını söyler. Ona göre dünya ile ilişki kesmek, riyazet ile ruhu yüceltmek ilahi sırların ve rahmet kapılarının açılmasını sağlar. Gazali’ye göre bu bilgilenme yolu kuldan Tanrı’ya doğru değil, belli bir hazırlıktan sonra Tanrı’dan kula doğru seyreder.

Gazali’nin Allah bilgisinin kitaplardan öğrenilmeyeceği iddiası üzerinde düşünelim: Bu yolda olan biri ya haniftir, ya batıl bir inanışa-yanlış bir Tanrı tasavvuruna sahiptir, ya da bir peygamberin rehberliğinde bu mertebeye ulaşmıştır. Din felsefecilerine göre insanın kutsal ile buluşması demek olan dini tecrübe inanan insanların yaşadığı bir hal olabileceği gibi, inançlı olmayanların da yaşadığı bir hal olabilir. Peki, o zaman inançlı ile inançsızın veya sahtekarların, şarlatanların, dinbazların ya da ruhsal bozukluğu olan kimselerin yaşadıkları tecrübeleri hangi kriterlere baş vurarak birbirlerinden ayırt edeceğiz? Doğru manevi tecrübeyi psikolojik bozukluklardan, şeytanın vesvese ve iğvalarından ayırt edebilmemiz için elimizde bazı kriterlerin olması lazım ki, bu kriterleri ancak Münzel Şeriat’tan istihraç edebiliriz. Bu sebepten dini tecrübenin doğruluğunu kendi içinde taşıdığını iddia etmek son derece risklidir. (23)

Kesin olan şu ki, Peygamber rehberliği ve vahiy olmadıkça Allah, varlık, hayatın anlamı ve insan hakkında ya da mülk aleminde içkin bulunan melekut aleminin sırları hakkında güvenilir bilgilere sahip olmak mümkün değildir. Hanif veya batıl inanışlı kişiler, kısaca herkes peygamber rehberliğine muhtaçtırlar.

Bu konu üzerinde yoğunlaşan Proudfoot, dini bağlam içinde ifade ettiğimiz şey her dini inanç, görüş ve düşünüşte ortak bir unsur olarak ortaya çıkmayabiliyorsa şöyle düşünebiliriz der: Dini tecrübe, sujenin varlığını dini bir inanç unsuru olarak kabul ettiği şeyin tecrübesini yaşayabilir. Yani tecrübenin dini sayılabilmesi için, kişinin bir dini inanca sahip olması gerekir. Çünkü dini tecrübe delili inanan insandan yola çıkar, işin başında inanmış bir mü’min vardır. (24)

Dini tecrübede anlamlandırma sorunu önem kazanır. Bir tecrübeyi yaşayan tecrübesini kendisi anlamlandırır, vahiy alan peygamber ise vahyi anlamlandırmaz, peygamberin yaşadığı tecrübeyi vahiy anlamlandırır. Hz. Peygamber’in ilk vahyin gelişinden sonra yaşanan kesintide içine düştüğü psikolojik hal, onun vahyi kendine göre anlamlandırmasıydı, ne zamanki kesinti bitti ve vahiy gelmeye başladı, işte o zaman melekle ilk buluşmada yaşadığı tecrübeyi doğru olarak anlamlandırmaya başladı; Duha suresi bu olayı anlatır.

Dini tecrübeye ilişkin yaptığımız analiz ve eleştirilere rağmen, sonuç itibariyle belli kişilerin birtakım manevi/ruhi tecrübeler yaşadığı inkâr edilemez, bu türden tecrübeler mümkündür ve gerçektirler. Kaldı ki bu belli kişiler dediklerimizin sayısı hayli kabarıktır, binlerle ifade edilebilir. Bu tecrübeleri yaşayanlar eğer güvenilir ve müstakim kimseler ise ruhen sağlıklıdırlar, psikolojik bozukluklar içinde oldukları söylenemez. Yüksek düzeyde manevi tecrübe yaşayanlar farklı yorum ve anlatımlara rağmen benzer şeylerden söz ederler. Manevi tecrübe bize akli ve deneysel bilgilerden farklı bilgiler verebilir. Söz konusu tecrübelerin ortak paydası beş duyu ve akıl ötesinde ruhsal ve duygusal niteliklerde olmalarıdır. Ancak bu tür tecrübeleri “dini tecrübe” isimlendirmek yanlıştır.

Kur’an-ı Kerim’in üç anahtar terimini kullanarak duyular, akıl ve manevi tecrübe arasında doğru ilişki kurmak mümkün. Kelamcıların dilellerinden Zat’ın varlığına ulaşılır; akıl ve duyular isimlerin varlıktaki tezahürlerini teşhis ve tespit eder; şu var ki Zat’ın isim ve sıfatlar yoluyla tecellilerini akıl ve duyular kavrayamaz. Ama bunlar kişilerin cehd ve mücahedeleri oranında duyulur, hissedilir ve yaşanır. Bilmek ilimdir, bu ilmi Kur’an’la elde ederiz: İlme’l yakin. Zat’ın isimlerini, sıfatlarını ve fillerini varlıkta müşahede eder, görürüz: Ayne’l yakin. Manen ve ruhen (enfüsi) tecrübe etmek Hakka’l yakin’dir. Ancak bu mülk alemindeki büyük cehd ve mücahede ile kişiyi ittihada, hulula, tam vuslata veya rü’yete götürmez; belki melekut aleminin kapısına, kapının eşiğine veya iki alem arasındaki ince perdenin önüne götürür, daha ötesine, daha aşkınına, daha bâtınına değil. Peygamber melekut aleminin müşahidi olmuştur ama insan, benliğini sarsıntıya uğratan o alemin esintisini ruhunda hissetmiştir.

Hiç kuşkusuz bu tecrübeyi yaşayanlar için Tanrı’nın varlığına ilişkin en önemli ve belki tek kanıt budur. Takvası, haşyeti, zühdü ve huşuu en yüksek düzeyde olan Hz. Ali “Allah’ı gözlerimle görecek olsam, imanımda en ufak bir değişiklik olmaz” demiştir. Manevi tecrübenin bilişsel ve epistemolojik değeri de inkâr edilemez ve belki mülk aleminde insanın ulaşabileceği en yüksek mutluluk ruhi tecrübe ile melekutu idrak etmek, hissetmek ve yaşamaktır. Ama Abdülkerim’in Süruş’un iddiası başka şeydir. Vahyi kişilerin ruhi hallerine, peygamberlerin dışında irfani bir tecrübeye indirgiyor. Vahiy “dini tecrübe” değildir.

Vahyi dini tecrübe kabul ettiğimizde “benzer tecrübe diğer insanlar için de geçerli olacaktır. Nitekim Süruş’a göre diğer dinî tecrübeler de dinin zenginleşmesine ve hacminin genişlemesine katkıda bulunur. Zamanla din açılır, büyür ve yayılır. Bu nedenle ariflerin dinî tecrübesi Peygamber’in dinî tecrübesini tamamlayan ve genişleten bir şeydir. Sonuçta Allah’ın dini adım adım olgunlaşır. Bu açılma ve genişleme dinî bilgide, hatta din ve şeriatın kendisinde de gerçekleşir.” (25) Diğer insanlar gibi peygamber de birtakım tecrübeler yaşar, sonuç itibariyle bir beşerdir. Şu var ki, onun farkı Kehf (18) suresi 110. Ayette belirtildiği üzere, kendi talebi ve manevi cehdi olmaksızın vahiy almasıdır: “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Bana sadece ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor.” Yüksek düzeyde manevi tecrübe yaşayanlar vahiy almazlar. Süruş’un ortaya attığı Nebevi rüya tezi bu temel gerçeği göz ardı edip Vahyi a) Dini bir tecrübeye indirgiyor, b) Vahyi peygamberin şahsına tabi kılıyor, c) Vahyin zaman içinde gelişmeye müsait olduğunu, birtakım seçkin insanların da vahye katkı sağlayabileceğini, vahyi geliştirebileceklerini iddia ediyor, d) Ve artık genel manada dini peygamberin ruhsal ve sosyal tecrübesiyle aynı şey sayıyor. (26)

İlk anda söz konusu tezin vahyin gelişi veya oluşuyla ilgili bir fikir olduğu düşünülebilir. Fakat baştan sona dikkatle takip edildiğinde üç önemli iddiayı öne çıkardığı anlaşılmaktadır: 1) Kur’an vahyi ilahiyat, mebde’ ve mead, isim ve sıfatlar ile ibadetler konusunda tam isabet etmiştir; 2) Vahiy peygamberin suret giydirmesi ve yaşadığı kendine özel tecrübesi olduğundan birtakım bilimsel hataları içerir; 3) Sosyal bir reformcu ve düzenleyici olarak Kur’an’ın hukuka ve toplumsal hayata ilişkin hükümleri anakroniktir, bu çağa hitap etmezler.

Gerçek bu ise, vahyi bundan sonra benzer dini tecrübeyi yaşayan kimseler tamamlayacak, böylelikle toplumsal ilerlemeye paralel din de kemale erecektir. Kısaca peygamberin misyonunu bugün bilim adamları, sanatçılar, filozoflar, arifler üstlenmiş bulunmaktadır. Bu “ilerlemeci” tarih görüşüne göre peygamberin bir tecrübe olarak yaşadığı ve rüya olarak aktardığı din belli bir tarihin ve toplumsal durumun ürünüydü; bu “geride kaldı”, şimdi tarihin motorunu çalıştıracak ve ilerletecek olan bizleriz. Bu iddialar vahyin iptali, İslam dininin en altındaki taşın çekilmesidir.

 

Notlar

1)Mesela bkz. Mehmet S. Aydın, Din felsefesi, Selçuk yayınları-Ankara, 3. Bsk. S. 17-81; Necip Taylan, Düşünce tarihinde tanrı sorunu, 3.bsk. Mahya yayınları, İstanbul-2015, s. 19-136 arası.

2) Necip Taylan, Age., s. 83.

3)Turan Koç, Age., s. 181.

4) Hakan Hemşinli,Dini tecrübenin nesnelliği üzerine, AÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum-2010, Sayı: 33, s. 120.

5) Mehmet Aydın, Age, s. 81.

6) Daha geniş bilgi için bkz. Turan Koç, Din dili, İz yayınları, 5. Bsk., İstanbul-2017, s. 137 vd.

7) Ludving Wittgestein, Tractatus, Çev. Oruç Aruoba, Metis Yayınları, İstanbul-2005, s. 173.

8) akan Hemşinli, Agm., s.123.

9) Tecrid-i Sarih, IX, 35.

10) Bkz. Turan Koç, Age., s. 180 vd.

11) Bkz. Fatih Topaloğlu, Dini tecrübeyi yaşamayan bilmez mi? Wayne Proudfoot’un Dini tecrübenin incelenmesi süjeye ingirgeyen metod üzerine eleştirel bir yaklaşım, AÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2012. Sayı: 16 (2), s. 70.

12) Ahmet Cevizci, Felsefe sözlüğü, Say Yayınları, 1. Bsk. İstanbul-2017, s. 576.

13) Ahmet Albayrak, Dini tecrübenin dışa vurum problemi, Milel ve Nihel Dergisi, 2005, s. 68.

14) Mehmet S. Aydın, Age., s. 87 vd; (Necip Taylan, Age., s. 81-95; Turan Koç, Age., 183-184; Hakan Hemşinli, Agm., s. 125 vd.

15) Munhammed İkbal, İslam’da dini düşüncenin yeniden doğuşu, Çev. Ahmet Asrar, Bir yayıncılık, İstanbul-1984)

16) Bkz. A.Kerim Süruş-John Hick, Hıristiyan ve İslam kelamında vahy-suret ilişkisi: Zahiri ekole alternatif okuma biçimleriüzerine konuşma, Kelam-ı Muhammet içinde, s. 93-105; John Hick. İnançların gökkuşağı, Dinsel çoğulculuk üzerine eleştirel diyaloglar, Çev. Mahmut Aydın, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul-2012; Fatih Topaloğlu, John Hick’in dini tecrübe anlayışı, KTÜİFD, C. 1, sy. 1, Bahar-2014, s. 159-171.

17) Fatih Topaloğlu, Agm. s.159.

18) Fatih Topaloğlu, Agm. s. 165 vd.

19) Adnan Aslan, Batı perspektifinde dini çoğulculuk meselesi, İslam Araştırmaları Dergisi, 1998 (2), s. 162.

20) Fatih Toplaoğlu, Agm. s. 166.

21) Bkz. Turan Koç, Age. s. 187-203.

22) Hakan Hemşinli, Agm., s. 130.

23) Münzel Şeriat’ın denetleyici misyonu olmadığında dini tecrübe yaşadığını iddia edenlerin nerede duracakları kestirilemez. Sufi Bayezdi Bistami’nin yaşadığı iddia edilen -veya ona izafe edilen- öyle manevi haller var ki, bunları ne Sünnetüllah’la ne açık hükümlerle bağdaştırmak mümkündür.

“Allah’a andolsun ki benim bayrağım Muhammed’in bayrağından daha büyüktür! Benim bayrağım nurdur. Altında bütün insanlar ve cinler ve peygamberler bulunuyor.” “Benim bir benzerim ne gökte bulunur; ne de benim sıfatlarımın bir benzeri yeryüzünde bilinir!” “Musa Peygamber, Allah’ı görmek istedi. Ben ise Allah’ı görmeyi değil, Allah beni görmeyi irade buyurdu!” “Öyle bir deniz geçtim ki, Peygamberler onun kıyısında durdu.” “Cehennem dediğin nedir ki?, Onu görsem hırkamın ucuyla söndürüveririm.“”Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim.“ Ne de büyük zuhurum var.“

“Allah beni bir defa yükseltti, önüne oturttu ve bana şöyle dedi: “Ey Ebû Yezid, yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar. “Dedim ki; Beni vahdaniyetinle donat ve Sen`in benlik elbiseni bana giydir ve beni ehadiyetine yükselt, ta ki yaratıkların beni gördüklerinde (şunu) diyebilsinler: “Seni (yani Allah`ı) gördük ve Sen O`sun“ Fakat Ben (Ebû Yezid) orada olmam“. Hakk’ı Hak’la gördüm, ve bir zaman Hak`ta Hak`la birlik oldum. (O halde iken) Ne nefes, ne dil, ne kulak, ne başka bir şey vardı. Vakta ki, Tanrı kendi nurundan bana göz verdi, o zaman O`na O`nun nuruyla baktım ve O`nu kendi bilgisiyle gördüm, O`nun lutfunun diliyle, kendisiyle görüştüm: “Seninle benim hâlim nasıldır?” dedim. Bana “Ben seninle senim. Senden başka Allah yok” dedi… Ariflerin yaşadığı dini tecrübeyi peygamberlerin aldığı vahiyle eşitleyen Abdülkerim Süruş da ““Allah’ın velileri Allah’a öyle yakındırlar ve onda fânidirler ki kelamları aynı Allah’ın kelamıdır; emir ve nehiyleri, sevgi ve buğzları aynı ilahi emir ve nehiy, sevgi ve buğzdur” demektedir (Kenan Çamurcu, Kelam-ı Muhammed, s. 59.)

(Daha geniş bilgiler ve örnekler için bkz. Dr. Hamdi Kalyoncu, Büyük mutasavvaıf Bayezidi Bistami’den, dinihaber, 31 Ağustos 2017-Veliler örgütü, Ags., 2 Temmuz 2017; Erol Güngör, İslam Tasavvufunun Meseleleri, Ötüken yy. ist. 1982, s. 255 vd.; Celal Yıldırım, Bayazidi Bestami ve İslam tasavvufunun özü, Demir Kitabevi, Aralık-1978, s. 263.

24) Fatih Topaloğlu, Agm., s. 72.

25) Ca’fer Sübhani, Vahiy ve Peygamberin yeri, Kelam-ı Muhammed içinde, s. 37.

26) Süruş’un Nebevi tecrübenin açılımı” kitabından nakleden Abdullah Nasri, Peygamberlik harmanını ateşe vermek, Kelam-ı Muhammed içinde., s. 51.